İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu Sadece Belediye Sınırları İçinde veya Özel İmar Alanlarında İşlenebilen Bir Suçtur
YARGITAY CEZA GENEL KURULU
Tarih: 15.11.2018
Esas: 2015 / 71
Karar: 2018 / 540
İmar
kirliliğine neden olma suçundan sanık ...’un TCK’nın 184/1. maddesi uyarınca
1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kadınhanı Asliye Ceza
Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 262-164 sayılı hükmün sanık
müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza
Dairesince;
“TCK’nın
184/4. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için
taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi olması
gerektiği, Belediye Başkanlığı’nın 29.03.2011 tarihli yazısında suça konu
binanın bulunduğu yerin mücavir alan sınırlarında kaldığının belirtildiği
anlaşıldığından, taşınmazın özel imar rejimine tabi olup olmadığı
belirlenmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi” isabetsizliğinden bozulmasına
karar verilmiş,
Daire
üyesi M. K.; “Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve
mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.” (İmar Kanunu (İK) m. 5)’
‘Mücavir
alan kavramı genel olarak ‘komşu’ anlamında kullanılmaktadır.
‘Mücavir
alan sınırları belediye meclisi ve il idare kurulu kararma dayanarak
vilayetlerce Bakanlığa gönderilir. Bakanlık bunları inceleyerek aynen veya
değiştirerek tasdik etmeye veya değiştirilmek üzere iadeye yetkilidir.
Mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olması gerekmez. Ayrıca, bu
alanlar köyleri de ihtiva edebilir. Mücavir alandan çıkarılma da aynı usule
tabidir. Bakanlık gerekli gördüğü hallerde mücavir alana alma ve çıkarma
hususunda resen karar verebilir.’ (İK m .45)
‘Belediye
ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar
ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir.’
(İK m. 2)
Belediye,
belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak
üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari,
malî özerklik ve kamu tüzel kişiliğine sahip yerel yönetimin adıdır. Belediye
sınırı, bir belediyenin idari sınırlarını oluşturur.
Mücavir
alan sınırı ise; belediye sınırlarının dışında, imar mevzuatı bakımından
belediyelerin kontrol ve mesuliyeti adına verilmiş olan sınırdır.
Mücavir
alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına
verilmiş alanlardır. Mücavir alan sınırları idari sınırlar olmayıp, iktisadi,
sosyal ve kentsel gelişmeleri mekânsal olarak planlı bir şekilde yönetmek ve
denetlemek amacıyla imar bakımından belediyelerin yetkisine verilen
yerlerdir. Bu nedenle bir belediyenin mücavir alanında bulunan alanların bir
kısmı veya tamamının belediye olması durumunda, belediye sınırına dahil
edilen yerlerdeki belediyenin mücavir alan sınırı herhangi yeni bir işleme
gerek kalmaksızın ortadan kalkar. Ancak belediye sınırı dışında kalan alanlar
mücavir statüsünü korumaya devam eder ve yeni bir onaylama yapılıncaya kadar
bağlı bulunduğu belediyenin mücavir alanı olur.
İl ve ilçe
merkezlerinde zorunlu olmak üzere, nüfusu 5000 ve üzerinde olan yerleşim
birimlerinde belediye kurulur. Belediyeler, o çevre halkı tarafından seçilen
bir belediye Meclisi ile bir Belediye başkanı tarafından yönetilir. Gerek
idari, gerekse mali bakımdan bağımsız olan bir teşekküldür.
1956
tarihli ve 6785 sayılı İmar Kanunu’nun 47. maddesinde ilk olarak yer alan
‘mücavir alan’ kavramı, bundan önce imar faaliyetlerini düzenleyen 1933
tarihli ve 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nda benzer bir düzenleme
yer almamaktadır. 6785 Sayılı Kanunun 47. maddesinde ‘belediye hudutlarına
mücavir bulunan ve beldenin müstakbel inkişafı bakımından lüzumlu görülen ve
belediyenin teklifi üzerine vilayet idare heyetinin kararı ve Nafıa
Vekâletinin tasdiki ile kabul edilen sahalarda da bu kanun hükümleri
uygulanır’ denilmektedir.
Belediye
sınırlarından farklı olarak mücavir alan adı altında yeni bir sınır
getirilmesi ihtiyacına neden gerek duyulduğuna baktığımızda, 47. maddenin
gerekçesinde; ‘belediye sınırları dışında kalan ve kanunun çıktığı tarihlerde
özellikle büyük şehirlerin çevrelerinde görülen gecekondulaşmaya maruz kalan
alanlara hızlı bir şekilde müdahale etme amacı taşınmaktadır.’
6785
Sayılı Kanunda sadece belediye sınırları içerisindeki imar faaliyetlerinin düzenlemesine
amir hükümlere yer verilmekte ve belediye sınırları dışında kalan alanlarda
uygulanabilecek imar ile ilgili hükümler bulunmamaktaydı. Bunun sonucunda
şehirlerin çevresinde her türlü denetimden uzak bir şekilde gelişebilecek
yapılaşmanın önlenmesi gereği ortaya çıkmıştır.
6785
Sayılı Kanun ile bu görev, mücavir alan kavramı getirilerek belediyelere
verilmiş, belediye sınırları civarında kalan ve o gün için belediye sınırları
içerisine alınmasında yarar görülmeyen alanlarda düzensiz, mevzuata aykırı
yapılaşma, çarpık kentleşme ve arsa spekülasyonunun önlenmesi amaçlanmıştır.
6785
sayılı İmar Kanunu’nun kabul edildiği dönemin kentleşme açısından ortaya
çıkardığı özel sorunlar göz önüne alındığında ve kanunun bütünü
yorumlandığında, mücavir alanlarla ilgili olarak yapılan düzenlemenin
yalnızca bir ‘önleyici nitelikli bir tedbir” olarak düşünüldüğü ortaya
çıkmaktadır. Dönemin özelliklerine göre; kentleşmenin ve büyük kentler
etrafında çarpık kentleşme ve gecekondu yapımının büyük bir ivme kazandığı ve
özellikle büyük kentlerde kapsamlı bir imar hareketinin politik tercih haline
geldiği görülmektedir. Böyle bir ortamda, belediye sınırları dışında kentsel
gelişmeyi ya da yapılaşmayı denetleyebilecek, planlayabilecek herhangi bir
kamu otoritesi de mevcut değildir.
1972
yılında 20.7.1970 tarihli ve 1605 Sayılı Kanun ile 6785 sayılı İmar Kanununun
pek çok maddesi değiştirilmiş bu arada dokuz ek madde getirilmiştir. Mücavir
alanlar ile ilgili 47. madde’ye, bu alanların belediye sınırlarına bitişik
olmasının gerekmediği ve köyleri de ihtiva edebileceği hakkında bir fıkra
daha eklenmiştir. Bununla birlikte, İmar Nizamnamesi yürürlükte kaldığından,
uygulamada önemli bir değişiklik ortaya çıkmamıştır. Ek fıkra, daha çok, 5442
sayılı İl İdaresi Kanununun 2. maddesine dayalı olarak yapılan, köylerin
mücavir saha içerisinde yer alamayacağı yönündeki itirazları ortadan
kaldırmak amacıyla getirilmiştir. 1605 Sayılı Kanun ile yapılan
değişikliklerle, 7116 Sayılı Kanun ile kurulmuş bulunan imar ve İskân
Bakanlığı, imar ile ilgili pek çok yetki ve göreve sahip kılınırken, Ek 7. ve
Ek 8. maddeler ve bu maddelere göre çıkarılan ve 18 Ocak 1975 tarihli Resmi
Gazete’de yayınlanan yönetmelik ile de imar faaliyeti belediye ve mücavir
alan sınırlarının dışına çıkarılmakta ve bu faaliyetler için de İmar ve İskân
Bakanlığı ve Valilikler görevlendirilmiştir.
9.11.1985
tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Kanunu, 1605 Sayılı Kanun ile
değişik 6785 Sayılı Kanunun yerini almıştır. 3194 Sayılı Kanun ile öngörülen
imar düzeni, yerini aldığı kanundan önemli farklılıklar göstermektedir.
Bunlardan, mücavir alan ile ilgili olanlar şöyle sıralanabilir:
6785
Sayılı Kanunun 1. maddesi, kanunun kapsadığı alanı belediye sınırları ile
sınırlarken, 3194 Sayılı Kanunu 2. maddesinde ‘Belediye ve mücavir alan
sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa
edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir’ denilerek
kanunun yürürlülük alanında sınırlama yapılmasına son verilmiştir.
6785
Sayılı Kanunda mücavir alan tanımlanmazken, 3194 Sayılı Kanunda 5. maddede
mücavir alan, ‘imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti
altına verilmiş alan’ olarak tanımlanmaktadır. Yine aynı 5. maddede ‘ilgili
idare’ tanımı altında, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde
belediye, dışında da valilikler zikredilerek, imar açısından sorumlu iki ayrı
idarenin varlığı kabul edilmiştir.
Belediyenin
görev, sorumluluk ve yetki alanı belediye sınırlarını kapsamakla birlikte;
belediye meclisinin kararı ile mücavir alanlara belediye hizmetleri
götürülmesi mümkündür.
3194
sayılı İmar Kanunu’nda belediyeyi bağlayan herhangi bir şart ve durum
bulunmamaktadır. Bu alanlarda belediyenin takdir yetkisi vardır.
Belediye
Gelirleri Kanunu’nun 104. maddesine göre Belediye Gelirleri Kanunu’nun
mücavir alanlarda uygulanabilmesi için belediyece bu alanlara götürülmesi
gereken hizmetler
• İçişleri
Bakanlığının 2 Seri Nolu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği’nde;
Taşıtların mahallin özelliklerin göre gidebileceği yolun yapılmış, bakıma
alınmış olması ve mücavir alanda temiz ve sağlığa uygun içme ve kullanma suyu
bulunması, olarak belirlenmiştir.
Mücavir
alanların belediyeler açısından önemine baktığımızda;
-Mücavir
alanda belediye hizmet götürme yükümlülüğünü üstlenilmemektedir. (Harç
alınması için su ve yol olması yeterli olup, bunların belediyece sağlanma
zorunluluğu bulunmamaktadır.)
-Bu
alanlarda yaşayanlar belediyenin vergi mükellefi olmakla birlikte belediye
organlarının seçmeni değildir.
-Belediye
Gelirleri Yasası uyarınca mücavir alandan vergi ve harç alınabilir (İlan ve
Reklam Vergisi, Eğlence Vergisi, Haberleşme Vergisi, Yangın Sigortası
Vergisi, Çevre Temizlik Vergisi, Hayvan Kesimi Muayene ve Denetleme Harcı
Ölçü ve Tartı Aletleri Muayene Harcı Bina İnşaat Harcı v.s)
-Mücavir
alanda kalan arsa ve arazilerin emlak vergileri belediyece tahakkuk ve tahsil
edilmektedir.
-Belediye
sınırları ve mücavir alanlar içinde faaliyet gösteren maden işletmelerince,
3213 sayılı Maden Kanunu’nun 7. maddesine göre; (Ek fıkra: 10/06/2010-5995
S.K./3.mad.) Maden üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayalı ruhsat
sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatları il özel idareleri
tarafından verilir. Bu ruhsatların verilmesi sırasında 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu hükümlerine göre belediyelerin tahsil ettiği işyeri açma
izni harcı il özel idaresi tarafından tahsil edilir. Bu bedelin % 50’si
ruhsatın bulunduğu bölgeyle sınırlı olarak altyapı yatırımlarında kullanılmak
üzere, doğrudan ilgili ilçe veya ilçelerin Köylere Hizmet Götürme Birlikleri
hesabına aktarılır. Bu alanların belediyelerin mücavir alanı içerisinde
kalması durumunda tahsil edilen harcın % 50’si ilgili belediyenin hesabına
aktarılır.
-Maden
Kanunu Ek Madde 6’ ya göre; (Ek madde: 29/12/2005-5446 S.K./2.mad)Bor Tuzları
için, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun değişik mükerrer 97 nci
maddesinin (b) bendine göre hesaplanacak belediye payı, belediye sınırları ve
mücavir alanlardan çıkartılan madenlerden elde edilecek işletme brüt kârının
% 2’ sinden az olamaz.
-Türkiye
Büyük Millet Meclisine bağlı milli saraylar hariç belediye ve mücavir alan
sınırları içinde gerçek ve tüzelkişilerce işletilen her türlü müzelerin giriş
ücretlerinin % 5’i belediye payı olarak ayrılır
-İmarla
ilgili dolaylı ve doğrudan ilişkili olan mevzuat, belediyelere hak, yetki ve
görev tanımı yaparken mücavir alanları da kapsamaktadır. (Çevre Kanunu,
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Gecekondu Kanunu vb.) Ayrıca pek
çok kanunla belediyelere verilen görevler mücavir alanı da kapsamaktadır
(4077 sayılı Tüketicinin korunması Hakkında Kanun, 5018 sayılı Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 3572 sayılı İş yeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına
dair Kanun Hükmüne Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun, 3998
sayılı Mezarlıkların Korunması Kanunu vb.)
-Belediye
sınırlarında olduğu gibi mücavir alan sınırları içindeki Hâzine’ye ait
taşınmazların satış bedellerinin tahsil edilen kısmından öncelikle yerinde
muhafaza edilemeyen yapıların tasfiyesinde kullanılmak şartıyla % 10’u,
ilgili belediyelerin Gecekondu Kanunu hükümlerine göre oluşturulan fon
hesabına aktarılır. Kalan kısmından ise ilgili belediyeye % 30, varsa
büyükşehir belediyesine % 10 oranında pay verilir.
-Büyükşehir
belediyelerinin, mücavir alan sınırları içinde bulunan yerlerde Hâzine’ye ait
tarım arazileri satılamaz.
-Belediyeler;
belediye sınırları içerisinde mücavir alanlarda, kendilerine ait veya tahsis
edilen, izin verilen, irtifak hakkı tesis edilen yerlerde ağaçlandırma ve
erozyon kontrolü çalışmaları yapar ve ‘Belediye Ormanları’ kurar. Bu
sahaların bakım, koruma ve işletmesini yapar ve yaptırır.
-Organize
sanayi bölgesinde imar para cezası verilmesi yolunda karar almaya belediye ve
mücavir alan sınırları içinde belediyeler yetkilidir. Çünkü 4562 Sayılı Kanun
ile Organize Sanayi Bölgelerine tanınan yetki, bu alanda arazinin kullanımı,
yapı ve tesislerin projelendirilmesi, inşaası ve kullanımıyla ilgili diğer
bütün izinler ve ruhsatların verilmesi ve denetlenmesi ile sınırlıdır.
-Belediyelerce
veya belediyelere bağlı müesseselerce inşa, tamir ve genişletilmeye tabi
tutulan yolların iki tarafında bulunan veya başka bir yola çıkışı olmaması
dolayısıyla bu yoldan yararlanan gayrimenkullerin sahiplerinden Yol
Harcamalarına Katılma Payı, kanalizasyon tesisi yapılması halinde, bunlardan
faydalanan gayrimenkullerin sahiplerinden, Kanalizasyon Harcamalarına Katılma
Payı, su tesisleri yapılması halinde, dağıtımın yapıldığı saha dahilindeki
gayrimenkullerin sahiplerinden, Su Tesisleri Harcamalarına Katılma Payı
alınır.
-Mera,
yaylak ve kışlakların geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeri
olarak uygun görülen kısımları valilikçe bu amaçla kurulacak bir komisyon
tarafından tespit edilir. Bu yerlerin ot bedeli alınmaksızın tahsis amacı
değiştirilerek tapuda Hazine adına tescilleri yapılır. Bu taşınmazlar,
geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeri olarak kullanılmak ve
değerlendirilmek üzere, idarelere tahsis edilir.
Köyde
yaşayanlar açısından mücavir alanın getirdiği farklılıklar;
-442
sayılı Köy Kanunu uyarınca köy tüzel kişiliğince alınan para cezaları, ağaç
gelirleri, harç, emlak ve arazi gelirleri benzeri gelirler köy tüzel kişiliği
korunmasına rağmen köyün mücavir alana dahil edilmesinden sonra belediyelere
ödenmektedir.
-3194
sayılı İmar Kanunu’nun 27’nci maddesi uyarınca belediye ve mücavir alanlar
dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik
alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya
tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmamakta olup,
yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması
yeterli olmaktadır. Köyün mücavir alana dahil edilmesinden sonra bu alanlar
inşaat ve iskan ruhsatı işlemine tabi olmakta ve imar ve inşaat işleri ile
ilgili izinlerde değişmektedir.
-Bunun yanı
sıra; belediye ve mücavir alan sınırları içine giren köylülere ait konutlar
ve gelir vergisinden muaf esnaf ile Gelir Vergisine tabi mükellefler
tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan binalara ait emlak vergisi
muafiyetlerini kaybetmekte, işyeri açma izni harcı ve çevre temizlik vergisi
gibi ek vergilere tabi olmaktadırlar.
-Ayrıca,
belediye mücavir alan sınırları dışındaki köylerde bulunan Hazine
taşınmazlarının satış bedellerinin tahsil edilen kısmından, % 25 oranında;
dörtte biri ilgili köy tüzel kişiliğine ödenmek ve kalanı diğer köylere
götürülecek hizmetlerde kullanılmak üzere, il özel idarelerine pay verilirken
bu pay mücavir alanlarda belediyeye verilmektedir.
-Öte
yandan mücavir alanla köylüye gelen maddi külfet her ne kadar artsa da belediyeler
yerleşim alanlarının plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun bir şekilde
teşekkülünü sağlamaktadır.
Dolayısıyla;
imar bakımından söz edilen amaçların yerine getirilmesinde belediye sınırı
ile mücavir alan eşitlenmiş, aynı hukuki statüye tabi tutulmuştur.
Belediyelere öngörüde bulunularak çarpık yapılaşmanın önüne geçmek için
mücavir alanlar tahsis edilerek ruhsatsız yapıların önüne geçilmesi
amaçlanmıştır. Belediyelerin müstakbel gelişme alanları olan yerlerde, sahil
ve turizm kesimlerinde, sanayi aksında kalan yakın köyler, tarım ve
hayvancılık olan köylerin mücavir alana dahil edilmesi ile daha etkin bir
denetim sağlanacaktır.
Teknik
derleme ve açıklamalardan sonra, çarpık kentleşmenin ve imar kirliliğinin
önlenmesine yönelik olarak; TCK’nın 184/4. fıkrasının ‘belediye sınırları’ ve
‘özel imar rejimine tabi’ alanların dışında kalması halinde suç
oluşturmayacağı, ‘belediye sınırı’ kavramının ‘mücavir alanı’ da kapsadığı,
mücavir alanda yapılan ruhsatsız binaların da suç oluşturacağı” düşüncesiyle
karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.07.2014 tarih ve 56363 sayı ile;
“Uyuşmazlığın
konusu, mücavir alanda yapılan kaçak ruhsatsız inşaatın TCK’nın 184/1.
maddesinde yazılı imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturup oluşturmadığına
ilişkindir.
‘A. Sağlık
hizmetleri ve çevrenin korunması
Madde 56 –
Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi
geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin
ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek
elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu
görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından
yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın
bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası
kurulabilir.’ şeklinde düzenlemeyi içermektedir. Bu Anayasal düzenlemeyle
çevrenin korunması teminat altına alınmış ve bu konuda Türk Ceza Kanunu’nda
çevrenin korunması müeyyide altına alınmıştır.
‘İmar
kirliliğine neden olma
Madde 184-
(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya
yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Yapı
ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere
elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi,
yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Yapı
kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına
müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) Üçüncü
fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel
imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.
(5)
Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı
imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra
hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer,
mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.
(6) (Ek:
29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004
tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.’ şeklinde hüküm
altına alınmıştır.
İmar
kirliliğine neden olma suçuyla imar mevzuatıyla belirlenen usul ve esaslara
aykırı olarak inşa edilen binaların suç kapsamında olduğu kabul edilerek her
türlü ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yapılan inşaatın çevrede görüntü
kirliliği oluşturmaması ve çarpık ve düzensiz bir kentleşmenin önüne
geçilmesi amacıyla eylemler müeyyide altına alınmıştır.
TCK’nın
184. maddesinin 4. fıkrası ruhsatsız ya da ruhsata aykırı bina yapma veya
yaptırma eyleminin suç oluşturabilmesi için, belediye sınırları içinde ya da
özel imar rejimine tabi olan yerlerde yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ‘Mücavir Alan; imar
mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan
alanlardır.’ şeklinde düzenleme yer almaktadır.
‘Belediye
ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar
ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir.’
(İmar Kanunu m. 2)
Belediye,
Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak
üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan,
idari, malî özerklik ve kamu tüzel kişiliğine sahip yerel yönetimin adıdır.
Belediye Sınırı, bir belediyenin idari sınırlarını oluşturur.
Mücavir
alan sınırı ise; belediye sınırlarının dışında, imar mevzuatı bakımından
belediyelerin kontrol ve mesuliyeti adına verilmiş olan sınırdır.
Mücavir
alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına
verilmiş alanlardır. Mücavir alan sınırları idari sınırlar olmayıp, iktisadi,
sosyal ve kentsel gelişmeleri mekânsal olarak planlı bir şekilde yönetmek ve
denetlemek amacıyla imar bakımından belediyelerin yetkisine verilen
yerlerdir. Bu nedenle bir belediyenin mücavir alanında bulunan alanların bir
kısmı veya tamamının belediye olması durumunda, belediye sınırına dahil
edilen yerlerdeki belediyenin mücavir alan sınırı herhangi yeni bir işleme
gerek kalmaksızın ortadan kalkar. Ancak belediye sınırı dışında kalan alanlar
mücavir statüsünü korumaya devam eder ve yeni bir onaylama yapılıncaya kadar
bağlı bulunduğu belediyenin mücavir alanı olur.
1956
tarihli ve 6785 sayılı İmar Kanunu’nun 47. maddesinde ilk olarak yer alan
‘mücavir alan’ kavramı, bundan önce imar faaliyetlerini düzenleyen 1933
tarihli ve 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nda benzer bir
düzenleme yer almamaktadır
6785
Sayılı Kanunun 47. maddesinde ‘Belediye hudutlarına mücavir bulunan ve
beldenin müstakbel inkişafı bakımından lüzumlu görülen ve belediyenin teklifi
üzerine vilayet idare heyetinin kararı ve Nafıa Vekâletinin tasdiki ile kabul
edilen sahalarda da bu kanun hükümleri uygulanır’ denilmektedir.
6785
Sayılı Kanun’da sadece belediye sınırları içerisindeki imar faaliyetlerinin
düzenlemesine amir hükümlere yer verilmekte ve belediye sınırları dışında
kalan alanlarda uygulanabilecek imar ile ilgili hükümler bulunmamaktaydı.
Bunun sonucunda şehirlerin çevresinde her türlü denetimden uzak bir şekilde
gelişebilecek yapılaşmanın önlenmesi gereği ortaya çıkmıştır.
6785
Sayılı Kanun ile bu görev, mücavir alan kavramı getirilerek belediyelere
verilmiş, belediye sınırları civarında kalan ve o gün için belediye sınırları
içerisine alınmasında yarar görülmeyen alanlarda düzensiz, mevzuata aykırı
yapılaşma, çarpık kentleşme ve arsa spekülasyonunun önlenmesi amaçlanmıştır.
1972
yılında 20.7.1970 tarihli ve 1605 Sayılı Kanun ile 6785 sayılı İmar
Kanunu’nun pek çok maddesi değiştirilmiş bu arada dokuz ek madde
getirilmiştir. Mücavir alanlar ile ilgili 47. madde’ye, bu alanların belediye
sınırlarına bitişik olmasının gerekmediği ve köyleri de ihtiva edebileceği
hakkında bir fıkra daha eklenmiştir.
9.11.1985
tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Kanunu, 1605 Sayılı Kanun ile
değişik 6785 Sayılı Kanunun yerini almıştır.
Mücavir
alanların belediyeler açısından önemine baktığımızda;
Mücavir
alanda belediye hizmet götürme yükümlülüğünü üstlenmemektedir. (Harç alınması
için su ve yol olması yeterli olup, bunların belediyece sağlanma zorunluluğu
bulunmamaktadır.)
Bu
alanlarda yaşayanlar belediyenin vergi mükellefi olmakla birlikte belediye
organlarının seçmeni değildir.
Belediye
Gelirleri Yasası uyarınca mücavir alandan vergi ve harç alınabilir (İlan ve
Reklam Vergisi, Eğlence Vergisi, Haberleşme Vergisi, Yangın Sigortası
Vergisi, Çevre Temizlik Vergisi, Hayvan Kesimi Muayene ve Denetleme Harcı
Ölçü ve Tartı Aletleri Muayene Harcı Bina İnşaat Harcı v.s)
Mücavir
alanda kalan arsa ve arazilerin emlak vergileri belediyece tahakkuk ve tahsil
edilmektedir.
Türkiye
Büyük Millet Meclisine bağlı milli saraylar hariç belediye ve mücavir alan
sınırları içinde gerçek ve tüzel kişilerce işletilen her türlü müzelerin
giriş ücretlerinin % 5’i belediye payı olarak ayrılır
İmarla
ilgili dolaylı ve doğrudan ilişkili olan mevzuat, belediyelere hak, yetki ve
görev tanımı yaparken mücavir alanları da kapsamaktadır.
Belediye
sınırlarında olduğu gibi mücavir alan sınırları içindeki Hazineye ait
taşınmazların satış bedellerinin tahsil edilen kısmından öncelikle yerinde
muhafaza edilemeyen yapıların tasfiyesinde kullanılmak şartıyla % 10’u,
ilgili belediyelerin Gecekondu Kanunu hükümlerine göre oluşturulan fon
hesabına aktarılır. Kalan kısmından ise ilgili belediyeye % 30, varsa
büyükşehir belediyesine % 10 oranında pay verilir.
Büyükşehir
belediyelerinin, mücavir alan sınırları içinde bulunan yerlerde Hazineye ait
tarım arazileri satılamaz.
Belediyeler;
belediye sınırları içerisinde mücavir alanlarda, kendilerine ait veya tahsis
edilen, izin verilen, irtifak hakkı tesis edilen yerlerde ağaçlandırma ve
erozyon kontrolü çalışmaları yapar ve ‘Belediye Ormanları’ kurar. Bu
sahaların bakım, koruma ve işletmesini yapar ve yaptırır.
Organize
sanayi bölgesinde imar para cezası verilmesi yolunda karar almaya belediye ve
mücavir alan sınırları içinde belediyeler yetkilidir.
Belediyelerce
veya belediyelere bağlı müesseselerce inşa, tamir ve genişletilmeye tabi
tutulan yolların iki tarafında bulunan veya başka bir yola çıkışı olmaması
dolayısıyla bu yoldan yararlanan gayrimenkullerin sahiplerinden yol
harcamalarına katılma payı, kanalizasyon tesisi yapılması halinde, bunlardan
faydalanan gayrimenkullerin sahiplerinden, kanalizasyon harcamalarına katılma
payı, su tesisleri yapılması halinde, dağıtımın yapıldığı saha dahilindeki
gayrimenkullerin sahiplerinden, su tesisleri harcamalarına katılma payı
alınır.
Mera,
yaylak ve kışlakların geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeri
olarak uygun görülen kısımları valilikçe bu amaçla kurulacak bir komisyon
tarafından tespit edilir. Bu yerlerin ot bedeli alınmaksızın tahsis amacı
değiştirilerek tapuda Hazine adına tescilleri yapılır. Bu taşınmazlar,
geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeri olarak kullanılmak ve
değerlendirilmek üzere, idarelere tahsis edilir.
Köyde
yaşayanlar açısından mücavir alanın getirdiği farklılıklar;
442 sayılı
Köy Kanunu uyarınca köy tüzel kişiliğince alınan para cezaları, ağaç
gelirleri, harç, emlak ve arazi gelirleri benzeri gelirler köy tüzel kişiliği
korunmasına rağmen köyün mücavir alana dahil edilmesinden sonra belediyelere
ödenmektedir.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun 27’nci maddesi uyarınca belediye ve mücavir alanlar
dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik
alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya
tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmamakta olup,
yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması
yeterli olmaktadır. Köyün mücavir alana dahil edilmesinden sonra bu alanlar
inşaat ve iskan ruhsatı işlemine tabi olmakta ve imar ve inşaat işleri ile
ilgili izinlerde değişmektedir.
Bunun yanı
sıra; belediye ve mücavir alan sınırları içine giren köylülere ait konutlar
ve gelir vergisinden muaf esnaf ile gelir vergisine tabi mükellefler
tarafından bizzat iş yeri olarak kullanılan binalara ait emlak vergisi
muafiyetlerini kaybetmekte, iş yeri açma izni harcı ve çevre temizlik vergisi
gibi ek vergilere tabi olmaktadırlar.
Ayrıca,
belediye mücavir alan sınırları dışındaki köylerde bulunan Hazine
taşınmazlarının satış bedellerinin tahsil edilen kısmından, % 25 oranında;
dörtte biri ilgili köy tüzel kişiliğine ödenmek ve kalanı diğer köylere
götürülecek hizmetlerde kullanılmak üzere, il özel idarelerine pay verilirken
bu pay mücavir alanlarda belediyeye verilmektedir.
Öte yandan
mücavir alanla köylüye gelen maddi külfet her ne kadar artsa da belediyeler
yerleşim alanlarının plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun bir şekilde
teşekkülünü sağlamaktadır.
Bütün bu
açıklamalar çerçevesinde; İmar Kanunu’nun uygulanmasında, belediye sınırı ile
mücavir alanı kapsayan bölgelerin hemen hemen aynı hukuki statüye tabi
tutulduğu görülmektedir. Mücavir alanlarda, Belediyelere verilen denetim ve
sorumluluk görevlerinin, kentin ya da beldenin görünümünü disipline etmek ve
çarpık yapılaşmanın önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Belediyelerin ileri zaman
diliminde kentte meydana gelecek gelişme alanları olan yerlerde, sahil ve
turizm kesimlerinde, sanayi aksında kalan yakın köyler, tarım ve hayvancılık
olan köylerin mücavir alana dahil edilmesi suretiyle daha etkin bir denetim
sağlanacak ve çevrede görüntü kirliliği oluşması engellenecektir.
Bu
itibarla, sanık A.’nın mücavir alanda yer alan ve maliki bulunduğu taşınmaz
üzerinde; Kadınhanı Belediye Başkanlığından herhangi bir izin ve ruhsat
almadan inşaat yapmak şeklindeki eyleminin, TCK’nın 184/1. maddesinde yazılı
imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeden Yüksek Yargıtay
4. Ceza Dairesinin 19.03.2014 tarihli ve 8261-8492 sayılı kararıyla verilen 2
Nolu bozma kararının kaldırılarak sanık hakkında Kadınhanı Asliye Ceza
Mahkemesinin 31.03.2011 tarih ve 262-164 sayılı ilamıyla verilen hükümlülük
kararının onanmasına karar verilmesi» gerektiği görüşüyle itiraz yoluna
başvurmuştur.
CMK’nın
308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 18.12.2014
tarih ve 35867-36539 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden
bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca
değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık
hakkında, hakkı olmayan yere tecavüz suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel
Dairece bozulmuş olup, itirazın kapsamına göre inceleme imar kirliliğine
neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılacaktır.
Özel Daire
ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca
çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir
alan sınırları içerisinde işlenip işlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir
İncelenen
dosya kapsamından;
Kadınhanı
Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen 07.05.2009
tarihli yapı tatil zaptına göre; K…. Mahallesi T…. Yaylası 677 ada ……
numaralı parselde sanık ...’un ruhsatsız olarak inşaat yaptığı, yapının perde
beton hâlinde, ortalama 1 metre boyunda, 2 bölmeli ve 21x10 metre ebadında
olduğu, mahallinde malikinin olmadığı ve inşaatın mühürlenerek durdurulduğu,
Kadınhanı
Belediye Encümeninin 11.05.2009 tarihli ve 15 sayılı kararına göre; söz
konusu yere Plansız Alanlardaki İmar Yönetmeliği’ne göre yapı izni verilmesi
mümkün olmayıp ayrıca meraya tecavüz edildiğinden inşaatın yıkılarak suç
duyurusunda bulunulduğu ve idari para cezası uygulandığı,