Bir Sosyal Güvenlik Statüsündeki Çalışmaları Yaşlılık Aylığı Bağlanmasına Yeterli Olan Kişi Hizmet Birleştirmesine Zorlanamaz
|
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 34. HUKUK DAİRESİ |
||||||
|
||||||
|
TÜRK MİLLETİ ADINA İSTİNAF KARARI Davacı tarafça tahsis talep tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile ödenmeyen aylıkların tahsili istemli davada, davanın kabulüne ilişkin İlk Derece Mahkemesi hükmüne karşı davalı kurum vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ön inceleme aşaması tamamlandıktan ve Üye Hakim N B tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, dosyadaki mevcut delil durumu ve yasal hükümlere göre, istinaf başvurusunun, duruşma açılmaksızın dosya üzerinde inceleme yapılmak suretiyle, karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olduğu anlaşılmakla işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. KARAR Davacı vekili; 506 Sayılı Yasa kapsamındaki çalışmaları ve pirim ödeme gün sayısı tek başına yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olduğu ve hizmet birleştirmesi talebi bulunmadığı halde 4/a sigortalılığı üzerinden tahsis talebinin, hizmet birleştirmesi uygulanarak, son 7 yıldaki çalışmalarına ait fiili hizmet süresi içerisinde 4/b hizmetinin fazla olduğundan bahis1e reddine dair Kurum işleminin iptali ile hizmet birleştirmesi uygulanmaksızın 506 Sayılı Yasa kapsamındaki çalışmaları ile 22/04/2016 tahsis talep tarihini takip eden ayın başından itibaren 4/a kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının ve ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitini talep etmiştir. Davalı kurum vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; davacının 2829 Sayılı Yasa gereğince birleştirilmiş hizmet süresinde son 7 yıllık çalışması Bağ-Kur sigortalısı olarak geçtiğinden 4/a kapsamında aylık bağlanamayacağını, haksız ve yersiz açılan davanın reddini talep ettiği görülmüştür. İlk Derece Mahkemesince istinaf yoluna başvurulan ilamda belirtildiği şekilde davanın kabulü ile; …….. T.C. Kimlik numaralı F Y’nin müstakilen 506 Sayılı Yasa kapsamındaki hizmetleri ile 01/05/2016 tarihinden itibaren 506 Sayılı Yasa kapsamında yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının ve davacıya yaşlılık aylıklarının hak kazandığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine; aksine kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi hükmüne karşı davalı kurum vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile kararın haksız ve hukuka aykırı olduğu, 2829 Sayılı Yasanın 8. maddesine göre son 7 yıl içerisindeki en fazla hizmetinin 5510 Sayılı Yasanın 4/1-b maddesine tabii Bağ-Kur hizmeti olduğu, davacının Bağ-Kur prim borcu olduğu, 506 Sayılı Yasa hükümlerine göre emekli olmasının mümkün olmadığı gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurulduğu görülmüştür. Davacının 26.02.1992-30.09.2008 tarihleri arasında 4/a kapsamında 0l. 10.2008 tarihinden sonra ise 4/b kapsamında sigortalı olduğu, hizmet birleştirmesi yapılmaksızın sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı ve tahsis talep tarihindeki yaşına göre tahsis talep tarihinde 506 Sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalarının tek başına yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık hizmet birleştirmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Her ne kadar 2829 Sayılı Yasanın 8/1. maddesinde “birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere, son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması Halinde ise, eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir” hükmü yer almakta ise de, bu yasanın uygulanması sigortalının bir sosyal güvenlik kurumunda yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli hizmet süresi bulunmadığı ve diğer sosyal güvenlik kurumlarındaki hizmetlerden de yararlanma zarureti olduğu hallerde söz konusudur. Bir yasa hükmünün yasaya konuluş amacına aykırı sonuç doğuracak şekilde yorumlanması, hukuk ilkelerine ve yasanın hem özü ve hem de özü ile uygulanmasını öngören Medeni Kanun’un 1. maddesine uygun değildir. Öte yandan, sosyal güvenlik kurumları arasında, sadece bağlanan aylıkların seviyesi bakımından değil, koruma kapsamına alınan tehlikeler, hak kazanma şartları bakımından da farklılıklar olduğu belirgindir. Önemli olan, hangi kurum olursa olsun, aynı külfete katlanan insanların aynı haklara sahip olmasının sağlanması geçerli bir çözüm yoludur. Esasen, sosyal güvenlik kurumlarının görevi, sosyal sigorta yasaları çerçevesinde kapsama aldıkları kişileri koruma garantisini sağlamaktır. Sosyal Sigorta Hukukunda amaç, yüksek standartta sosyal güvenlik sağlayan bir sistemin oluşturulmasıdır. Yine, sosyal sigortalar külfet-nimet dengesi üzerine kurulan kurumlardır. Bu nedenle, külfetin karşılığının alınmaması sosyal güvenlik sisteminin amacıyla bağdaşmaz ve böyle bir uygulama da kabul edilemez. Buna aksi bir yorum, sisteme duyulan güveni ortadan kaldırır. En önemlisi, yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin bir anlamda cezalandırılması olur ki, bu sosyal adalet duygusunu aşındırır. Esasen, 2829 Sayılı Yasanın amacı da, hiçbir kurumdaki hizmeti, yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı gibi aylık bağlamalara yeterli olmayan sigortalı ve hak sahiplerine aylık bağlanmasını sağlamak ve değişik kurumlardaki hizmetler birleştirilerek ziyan olmasını önlemektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.1997 gün ve E: 1997/10-698, K: 1997/895; 06.03.2002 gün ve E: 2002/21-132, K: 2002/139 sayılı kararları). Bu çözüm şekli, hukuk devleti ilkesinin ana unsurlarından biri olan “kazanılmış hak” kavramına da uygun olacaktır. Hal böyle olunca 506 Sayılı Yasanın geçici 81. maddesinin (B) bendi gereği yaşlılık aylığına hak kazanan davacının 2829 Sayılı Yasanın 8/2. maddesine göre hizmet birleştirmesine zorlanması mümkün bulunmadığından, davacıya yaşlılık aylığı tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.03.2016 tarihinden geçerli müstakilen 506 Sayılı Yasaya tabi hizmetleri üzerinden yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğine ilişkin ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davalı SGK vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, İstanbul 20. İş Mahkemesinin 2016/372 Esas, 2017/95 Karar sayılı kararının usul ve yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, Davalı kurum harçtan muaf olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf yoluna başvurmayan taraf lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İstinaf kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin başvuruda bulunan taraf üzerinde bırakılmasına, Karar kesinleştiğinde, artan gider avansı var ise yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonrasında ve 7036 Sayılı Yasanın 7/3. maddesi delaletiyle 6100 Sayılı Yasanın 361/l. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 21.03.2018 günü oybirliği ile karar verildi. |