Çocukla Kişisel İlişki Düzenlenmesine İlişkin Davalarda İdrak Çağındaki Çocuk Mahkemece Dinlenerek Görüşü Alınmalı, Çıkarlarına Ters Düşmeyen Görüşüne Önem Verilmelidir

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

2. HUKUK DAİRESİ

Tarih: 16.03.2017

Esas: 2017 / 564

Karar: 2017 / 470

 

 

 


 

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

İ S T İ N A F   K A R A R I

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen davanın reddi kararına karşı, davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA, SAVUNMALARI İLE YARGILAMA

SÜRECİ:

Davacı vekili, 04/04/2016 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; tarafların Balıkesir 1. Aile Mahkemesinin 2007/853 Esas - 2007/795 Karar sayılı kararı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verildiğini ve çocukla baba arasındaki kişisel ilişkisinin de anlaşmalarına uygun şekilde yapıldığını, davalının 8 yıl boyunca kişisel ilişki hakkını kullanmadığını, çocuğunu arayıp sormadığını, ancak müvekkilinin 2014 yılında nafaka arttırımı davası açması üzerine davalının boşanma ilamını icraya koyarak Balıkesir 1. İcra Müdürlüğünün 2014/3215 Esas sayılı dosyası ile çocuğunu görmeye karar verdiğini, bu durumun yıllardır babasını görmeyen çocuk üzerinde psikolojik sarsıntıya sebep olduğunu, çocuğunu korumak isteyen müvekkilinin yanlış yönlendirmesi nedeniyle açılan kişisel ilişkinin kaldırılması davasının reddedildiğini, bu süreçte de davalının çocuğu görmek için herhangi bir girişimde bulunmadığını, iki yılın da böyle geçtiğini, müvekkilinin nafaka artırım kararını icraya koymamasının da bu durumum üzerinde etkili olduğunu, küçük Z’nin icra yoluyla alınmaya çalışıldığı sıralarda ciddi bir reaksiyon göstererek travma yaşadığını, müvekkilini kendisini babasına verdiği takdirde kendisini öldürmekle tehdit ettiğini, derslerinin bozulduğunu, küçüğün bu konuyu fazlasıyla taktığını, müvekkilinin çaresiz olduğunu, davalının çocukla aynı şehirde yaşamadığını, çocuğun artık 10 yaşında olduğunu, 2007 yılında düzenlenen kişisel ilişkinin uygunluğunu kaybettiğini, üzerinden yıllar geçtiğini, 10 yıldır kurulmayan kişisel ilişkinin aniden uygulanmasının geri dönülmez yıkımlara neden olacağını, babanın çocukla ciddi olarak ilgilenmediğini, müvekkilinin çocuğun baba ile görüşmesine karşı olmadığını, ancak çocuğun alışma sürecine tabi tutulmasının gerektiğini, aksi halde kişisel ilişki tesisinin çocuğu babaya düşman edeceğini, babanın da çocuğu için anlayış göstereceğini düşündüklerini, çocuğun görüşünü ifade etme hakkının da mevcut olduğunu, bu nedenlerle davanın kabulü ile çocukla baba arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenerek çocuğun da görüşü alınmak sureti ile uygun kademeli kişisel ilişki tesisine karar verilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı vekili, 19/04/2016 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; bu konuda Balıkesir 2. Aile Mahkemesinin 2014/440 Esas - 2015/235 Karar sayılı dosyası ile görülmüş ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş bir dava dosyası bulunduğunu, davacının mahkemeyi yanıltmak için dava konusu başkaymış gibi göstermeye çalıştığını, söz konusu dava dosyası içindeki tüm delillerini ve beyanlarını işbu dava için de delil olarak bildirdiklerini, tarafların anlaşmalı bir şekilde boşandıklarını, boşanma sırasında çocukla baba arasındaki şahsi münasebeti de aynen kabul ettiklerini, şimdi ise davacının bu anlaşmadan vazgeçmek istediğini, çocuğu kendilerine göstermek istemediklerini, müvekkilinin öğretmen olduğunu, yurdun değişik yerlerinde görev yaptığını, coğrafi durum nedeniyle bir müddet çocuğunu göremediğini, ancak yakınlara tayini çıktığında belirlenen günlerde çocuğunu görmek istediğini, anlaşma gösterilmediği için yasal yollarla bu hakkını kullandığını, ilk görüşmelerin çok olumlu geçtiğini, baba kızın mutlu olduklarını, bu durumun davacının hoşuna gitmediğini, çeşitli davalar açtığını, görev yapan avukat, icra memuru ve uzmanlara hakaret edip şikayet ettiğini, ancak haksız olduğundan netice alamadığını, bu sebeplerle öncelikle davanın usulden reddine, daha sonra esastan da reddine karar verilmesini, tüm masrafların ve avukatlık ücretinin de karşı tarafa yükletilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Mahkemece; açılan davanın reddine, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5/1-a maddesi uyarınca danışmanlık ve koruma tedbiri uygulanmasını talep etme yetkisinin aynı kanunun 7/1. maddesi uyarınca sahip olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ihbarda bulunarak, tarafların müşterek çocuğu 2007 doğumlu Z. için anne ve babaya danışmanlık tedbiri uygulanmak hususunu talep etmeleri hususunun takdirlerine sunulmasına karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ :

Hükme karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinin incelenmesinde özetle; davacı ve davalının yaklaşık 10 sene önce müşterek çocuk henüz 3 aylıkken boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin anneye verilip, baba ile arasında kişisel ilişki düzenlendiğini, davalının 9 yıl boyunca bir tek gün dahi çocuğu görmeye gelmeyip, arayıp sormadığını, davacı tarafından nafakanın arttırılması davası açılması üzerine davalının icra kanalı ile çocuğu görmeye çalıştığını, bu durumun müşterek çocuğun depresyona girmesine sebebiyet verdiğini, baba ile görüşmeye şiddetle karşı çıkması sebebiyle, kişisel ilişkinin kademeli olarak ilerletilmesi talebi ile bu davayı açtıklarını, mahkemece dinlenilen tanık ifadeleri ve bilirkişi raporuna göre, çocuğun bu durumdan olumsuz olarak etkilendiğini belirtmesine rağmen, mahkemenin çocuğun sağlığını hiçe sayılarak usul ve yasaya aykırı olarak red kararı verdiğini, hatta davacıyı kötü annelikle suçlayarak raporda babanın anneyi kötülediği belirtilmekte iken, sanki davacı, davalı babayı kötülüyormuş gibi danışmanlık tedbirine hükmedildiğini, mahkemenin kararının kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur.

GEREKÇE :

Dava, çocukla baba arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebi niteliğindedir.

İncelenen nüfus aile kayıt tablosuna göre; müşterek çocuk Z, 10.05.2007 doğumludur. 

Z, mahkemece bizzat dinlenilmemiş, sosyal hizmet uzmanı pedagog H T ve psikolog  N Ö K tarafından beyanı alınmıştır.

Kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, göz önünde tutulması gereken temel ilke çocuğun «üstün yararı» (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m. 3: Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi m.1) dır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken: onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir.

2007 doğumlu Z. dava tarihi itibarı ile idrak çağındadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12.ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3. ve 6. maddeleri uyarınca, çocuk, kendisini ilgilendiren davalarda kendine danışılmak ve görüşünü  ifade etmek hakkına sahiptir. Çocuğun çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade edeceği görüşe önem verilmelidir. Bu itibarla idrak çağındaki çocukların mahkemece dinlenmesi ve tercihinin sorulması, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanmak suretiyle kişisel ilişki hakkındaki tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir.

Dava tarihi itibarı ile idrak çağındaki çocuk Z’nin bizzat mahkemece dinlenmesi ve tercihinin sorulması, gerektiğinde bu görüşün değerlendirilmesi ve ayrıca çocuğun üstün yararının tespiti bakımından mahkemece uzmanlardan da yararlanmak suretiyle kişisel ilişki hakkındaki tüm delillerin birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiğinden, ilk derece Mahkemesince henüz kişisel ilişki düzenlenmesine yönelik esaslı delil niteliğindeki deliller toplanıp değerlendirilmemiş olduğundan; 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. bendi gereğince ilk derece Mahkemesi kararının kişisel ilişki düzenlenmesi yönüyle kaldırılmasına, bu hususta işlem yapılmak üzere dosyanın ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, karar  vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1a-6. maddesi gereğince,

1- Davacının istinaf talebinin kabulü ile Balıkesir 1. Aile Mahkemesinin 24.11.2016 tarih ve 2016/296 Esas - 2016/968 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2- Gerekçede açıklandığı şekilde işlem yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3- Davacı tarafından yatırılan 85,70TL istinaf başvuru harcının Hazine’ye gelir kaydına, 31,40 TL maktu istinaf karar harcının istek halinde yatırana iadesine,

4- Davacı tarafından yapılan 85,70 TL istinaf başvuru harcı ve 33,80 TL dosya gönderme masrafından oluşan toplam 119,50 TL istinaf giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

5- Bakiye istinaf gider avansının talep halinde yatırana iadesine,

6- Kararın bilgi mahiyetinde ilk derece  mahkemesince taraflara tebliğine,

Dair, dosya üzerinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1a bendi gereğince kesin olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 16.03.2017